5 Haziran 2009 Cuma
Yolcu yolunda gerek
05/06/09 --> Kayseri-Ankara-İstanbul-Köln-Bonn-Köln-Bonn-Berlin-Bonn-Köln-İstanbul-Ankara-Kayseri 15/06/09 <--
23:47'de Ankara'ya doğru yola çıkıyoruz, eğer trenimiz vaktinde kalkarsa. Ve eğer rötar yapmazsa sabah Zerrincim'le buluşuyoruz, ikmal'e gidiyoruz, gün boyu uslu uslu çalışıyoruz.
Pazar günü mezun olduğum lisesnin mezunlar günü toplantısı var, OnurCUM'la oraya gidiyoruz 17 civarlarında, gecesinde de muhtemelen 23:30 civarında yine binip trenimize İstanbul'a doğru yola çıkıyoruz. Pazartesi sabahı İstanbul'a merhaba diyip İstanbul cahili bana İstanbul gezdiriyor OnurCUM, sonrasını bilmiyorum taa ki Salı gecesine kadar... Salı gece 22:45'te Köln'e doğru kalkıyor uçağımız, boş valizlerle...
Pazartesi günü Almanya'daki yabancılar ofisine mail atmam gerek randevuma gidemeyeceğim için, ve haftaiçi bir gün examination board'daki prof. ile bir randevu ayarlamam gerek. Köln'den gelirken veya başka bir fırsatta yeniden Köln'e giderek geçen defa arkamda bırakmak zorunda kaldığım valizi almam gerek. Bonn-Berlin arası kargo mu daha ucuz yolculuk mu diye araştırıp ona göre birkaç paket göndermek veya iyi bir ihtimalle günü birlik Berlin'e gitmek gerek. Odadaki kitaplıkların sökülmesi, artan eşyalardan kurtulmanın bir yolunun bulunması zaten bu gidişin asıl nedeni. Gözümü en çok korkutan da duvara yapıştırdığım boy aynası...
Bi süre haber alamazsanız bilin ki en geç 15'inde dönmüş olacağız, 15'inden sonra hala sesim çıkmazsa düşmüş uçak haberlerini kontrol edin :P
Sağlıcakla kalın, bol bol yazın :)
23:47'de Ankara'ya doğru yola çıkıyoruz, eğer trenimiz vaktinde kalkarsa. Ve eğer rötar yapmazsa sabah Zerrincim'le buluşuyoruz, ikmal'e gidiyoruz, gün boyu uslu uslu çalışıyoruz.
Pazar günü mezun olduğum lisesnin mezunlar günü toplantısı var, OnurCUM'la oraya gidiyoruz 17 civarlarında, gecesinde de muhtemelen 23:30 civarında yine binip trenimize İstanbul'a doğru yola çıkıyoruz. Pazartesi sabahı İstanbul'a merhaba diyip İstanbul cahili bana İstanbul gezdiriyor OnurCUM, sonrasını bilmiyorum taa ki Salı gecesine kadar... Salı gece 22:45'te Köln'e doğru kalkıyor uçağımız, boş valizlerle...
Pazartesi günü Almanya'daki yabancılar ofisine mail atmam gerek randevuma gidemeyeceğim için, ve haftaiçi bir gün examination board'daki prof. ile bir randevu ayarlamam gerek. Köln'den gelirken veya başka bir fırsatta yeniden Köln'e giderek geçen defa arkamda bırakmak zorunda kaldığım valizi almam gerek. Bonn-Berlin arası kargo mu daha ucuz yolculuk mu diye araştırıp ona göre birkaç paket göndermek veya iyi bir ihtimalle günü birlik Berlin'e gitmek gerek. Odadaki kitaplıkların sökülmesi, artan eşyalardan kurtulmanın bir yolunun bulunması zaten bu gidişin asıl nedeni. Gözümü en çok korkutan da duvara yapıştırdığım boy aynası...
Bi süre haber alamazsanız bilin ki en geç 15'inde dönmüş olacağız, 15'inden sonra hala sesim çıkmazsa düşmüş uçak haberlerini kontrol edin :P
Sağlıcakla kalın, bol bol yazın :)
Labels:
yine düştük yollara,
yolcu yolunda gerek
Konuşan Kelimeler İşiten Yürekler
"Engelleri kaldir projesi sizlerin desteğini bekliyor" diye bir e-mail aldığımda, işin doğrusu şu ki projenin temelleri ile ilgili çok fazla birşey okumadım, okuyamadım; o yüzden de gerekli ilgiyi gösteremedim ama hep içimde ukte olarak kaldı. Şimdi sevgili Pino'nun sayfasında gördüğüm yeni bir proje ile engelleri kaldırmayı istemek, istemekten de öte engelleri kaldırmak için işe koyulmaya dönüşmüş, çok sevindim. Yaptığım kısa bir araştırma ile gördüm ki görme özürlü insanlar, ekran okuyucu programlar sayesinde internette gezinebiliyormuş. Ancak bu programların büyük bir çoğunda(bildiğim kadarıyla hiçbirinde) Türkçe okuma seçeneği olmadığı için, bir zamanlar Ece'nin de bir yazısında bahsettiği gibi, ancak yazıların İngilizce okunuşları ile dinleyebiliyorlarmış; anlayana bravo yani. Neyse ben daha fazla uzatmayayım da, siz projeyi orjinalinden okuyun en iyisi:
La Paragas'ın harika hizmeti; ‘Hayırlı Bir İş’ ile başlayan sesli blog yazıları fikri, görme engellilerin de blog dünyasının bir parçası olmasını amaçlıyor…‘Tüm engelleri aşan bir tam olmalıydık’ ortak fikrinde birleşen bloggerlar; Buraneros, Uzağa Giden Kadın, Bugünü Yaşama Arzusu, Kırmızı Günlük ve Evrenin Dünyası; fikre logo desteğini esirgemeyen Pinonun Yeri, teknik destek konusunda araştırmacı Erkan Bal ve fikri duyar duymaz sahiplenip, sitelerinde duyuran Kara Kalem, Ateş Böceği, Persona Non Grata, tutsak, delfina, Hayat İzlerim ve Gereksiz Yazar'la giderek çoğalıyor olmanın heyecanı ile bugün sizlere de soruyoruz:
Sizce de harika değil mi?
Ben fikri sevdim diyorsanız…
Fikir sahibinin izni var kulaktan kulağa yayılması konusunda...
Kendi sesinizden ya da sevdiklerinizin sesinden yazılarınızı bloglarınıza ekledikten sonra ‘konuşan kelimeler’ etiketi ile etiketlemeniz, yarınlarda oluşabilecek bir ortak blog platformunda buluşmamızı kolaylaştıracaktır diye düşlüyoruz….
Kararsız kaldım ne olur ki bunun sonu diyenlere, beyaz yavru tavşanın niyet kâğıdını okumaları tavsiye edilir...
Benim yüreğimden gelen senin yüreğinden duyulduğu gün
Gönülün gördüğünde buluşup
Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırında paylaşıyor olacağız hayatı…

Daha fazlası için: Tempo Dergisi'nin konuyla ilgili bir yazısı...
Labels:
Ece,
engelleri kaldıralım,
konuşan kelimeler projesi
Bilgi ağırlık vermez
Bundan 15 yıl önce Fettullah Gülen ve cemaatinin yaptığı işler ancak abi/abla evleri, Samanyolu okulları ve mütevelli heyeti toplantılarından ibaretti. Ya da biz öyle sanıyorduk. Öyle sanınıp, "bi şekilde eğitime katkıda bulunuyo adamlar işte" diyorduk. Bilmiyorum belki gündemde o kadar olmasalar, ben de sadece kopya çekerek geçtiğimiz din dersleri ile sınırlı kalırdım; çok meraklandırmışlardı beni, bir çok kitabını okudum "Hoca Efendi"nin (tabir böyle)... Ha okudum da ne oldu? Ne "dinci" oldum, ne "türbana" girdim,
ne tarikatçı oldum ne de Atatürk düşmanı. Benimle aynı sınıfta, rüyasında Fettullah Gülen'i gördüğü için ÖSS'de istediği yeri kazanacağına inanan bir kız da vardı mesela; ha kazanamadı o ayrı mesele. Okuduklarım yanıma kar kaldı, dinle ilgili hem öğrendim hem de aklıma yatmayanları sorguladım, açtım "orjinalinden" okudum. Sonra da yoluma devam ettim. Ha bi de tasavvuf edebiyatı tarzına kayan o edebii dillerini de öğrenmiş oldum, Türkçem de gelişti bi bakıma. Şu kabul edilmesi gereken bir gerçek ki aklı/zekası, doğuruyu/mantıklı olanı ayırdetmeye yeterli olmayan, şuursuzca ve s
orgulamadan her önüne konulanı ezbere atan kimseler çok ve bu insanlar her zaman için çeşitli amaçlar uğrunda kullanılacak. Bu Fettullah Gülen'in ister yurtiçinde ister yurtdışındaki tarikat çalışmaları olsun, ister bir partinin aşırı sempatizanlığı veya partizanlığı olsun..öyle ki kimileri için bir futbol takımı bile uğrunda can vermeye yetecek bir olgu olabiliyor. Hayatlarına bir anlam verememiş insanların arayışlarına cevap olarak çıkan şeyler, kimi zaman "tarikatçı" Fettullah Gülen, kimi zaman "holigan" taraftarlar, kimi zaman "ateist" komünizm, kimi zaman da "satanist"
metalciler olabilir. İş ki aklını kullanıp, karşına çıkan olguların öğrenmen gereken kadarını öğrenip yoluna devam edebilesin, iş ki kantarın topuzunu kaçıranları gördükçe onları uyarıp doğruya, orta yola, aşırılıktan uzak ama mantığa daha yakın olana çekmek için elinden geleni yapasın.Türkçe Olimpiyatları'na gelince, bunda da düşüncem aynı. Varsın çocuklar Türkçe'yi öğrensin; önce Fettullah Gülen'in kitaplarıyla başlarlar sonra sonra Gorki'nin Ana'sını Türkçe okurlar, bir gün bakarsın sıra Nazım Hikmet'in Kuvayi Milliye'sine, Nihat Behram'ın Dar Ağacında Üç Fidan'ına, Server Tanilli'nin Uygarlık Tarihi'ne, Yaşar Kemal'in İnce Memed'ine gelir, kim bilir?
YAŞAMAKBİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR
VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇESİNE
Labels:
eğitim,
gülen cemaati,
kitaplar
3 Haziran 2009 Çarşamba
that's not my game!
Şşşş!
Tamam, sakin...
Herkesin mutlu olması için gereken ne ise yapıldı,
şimdi huzurla devam edebilirsiniz hayatlarınıza...
Tamam, sakin...
Herkesin mutlu olması için gereken ne ise yapıldı,
şimdi huzurla devam edebilirsiniz hayatlarınıza...

Teyzem laf etmesin ve yirmi lira fazladan ödemeyelim diye benim bu gece huzursuz olacak olmam veya birilerine minnet etmemin bi önemi yok. Yeter ki çocukça davranılmasın, yeter ki mantıklı olan yapılsın. Mantıklı olan sevdiğin, değer verdiğin insanın huzurlu olacağı şekil ne ise onu seçmek değil zaten. Mantıklı olan bizim ailede her zaman için fedakarlık etmek, başkalarının hayatlarını yaşamak. Teyzem yıllardır der ki: "biz anneannenler rahat etsin diye kendi tatilimizden feragat ettik onca yıl, şimdi sıra sizde." ben de derim ki hep vefasız çocuk olarak: "fedakarlık etmeseydiniz." ve bunu dediğim için de vicdansız ilan edilirim. Yıllardır böyle oldu bu; şimdi sıra bana geldi. Kendi hayatlarını yaşayamayanlar şimdi başkalarının hayatlarını yaşamak istiyorlar, sırada ben varım. Şimdi benim kendi hayatımı kurban etmem gerekiyor çünkü onların hayalleri var benimle ilgili mutlulukları var. İnsanlar kendilerine başkaları üzerinden mutluluklar ürettikleri sürece üzerimde bu olacak hep. Sevilmenin getirdiği sorumluluk derdim ben ama bu defa söz konusu olan kendi hayatını feda etmiş olan insanların kendilerine yeni hayat edinme çabası. Daha geçen ayki kriz konum da aslında buydu: düğün ve nikah meselesi. BENİM düğünüm, TEYZEMİN, ANNEANNEMİN, BABAANNEMİN, HALAMIN, DEDEMİN, vs'nin istediği şekilde olmalı, çünkü onlar kendi düğünlerini organize edemedikleri için hayalleri hep torunlarının/çocuklarının/yeğenlerinin/bilmemnelerinin düğüne kaldı; kendilerini başkalarının hayallerine kurban etmişlerdi, şimdi kurban alma sırası onlarda. Kan davası gibi bişiy bu. Ben hayatımı feda etmiştim, o yüzden şimdi seninkini alıcam. Sen kendininkini feda edeceksin ve bir çocuk bulup/doğurup onunki üzerinde gerçekleştireceksin hayallerini.
Üzgünüm, ben bu oyunda yokum. Bu oyunu sizinle son oynayışım olacak bu gece. Bu gece öyle olacak çünkü fazla hazırlıksız yakalandım. Bundan sonra gardımı indirmem; canımı sıkmanıza izin vermem, sizin de canınızı sıkmam merak etmeyin. Herkesi mutlu etmek için tek yok kendi hayatımı feda etmem değil. Efendim? Duyamadım? Alt tarafı bi gece istemediğim bişiy yapacağım diye olay hayatımı feda etmeye döndü, amma trajedi yaratıyorum, süper tiyatro oynuyorum di mi? Öyle valla, süper oyuncuyumdur, bekliyorum ne zamandır Broadway sahneleri beni ne zaman keşfedecek diye, belli mi olur, nasip bugünedir belki de!?!
Üzerimdeki emeklere ve beni sevenlere saygısızlık olarak adedilir bu yazı şimdi de. Saygısızlığımdan mı, yoksa istediğiniz şey ne ise o olsun diye mi oturdum oturduğum yerde? Üzerimdeki emekleri umursamamakla ilgisi yok bunun. Ben hala çocukça şeyler istiyorum ya hani; bu da işte o ergenlik çağındaki çocuklarınki gibi, "Ben mi dedim size bana bu kadar emek verin diye? Ben istemediğim halde bana iyilik yapıp sonra da "ben sana onca iyilik yaptım şimdi sen de buna karşılık.... yapmalısın. Değil yapmamak, yapmamayı düşünmen bile vefasızlığın, saygısızlığın önde gideni olur" diyemezsin şekerim" düşüncesindeyim. Bu da ne kadar çocukça di mi? Bir celallenme anında yazılmış olsa da bu yazılar, düşündüklerimin dışında birşey ifade etmiyor. Sadece her zaman aklımda olan ama "aman kırılıp incinmesinler" diye sustuklarımdan ibaret şeyler. Şimdi mi? Şimdi beni kırmaya çekinmeyen insaların kırılmaya hakları olmadığını düşünüyorum hepsi bu. yoksa kimseyi kırmak veya kızdırmak için yazmıyorum. Sadece yazıp kafamdakileri boşaltmak, aklımdakilerden kurtulmak için yazıyorum. Evet, herkesin mutlu olacağı şeyi yapıp sonrasında da düşündürdükleriniz nedeniyle kendimi suçlu hissetmiyorum, öyle mi hissetmeliyim? Ben sizin istediklerinizi yapıyorum ama bu, düşüncelerimi değiştirmiyor, yapcak bişiy yok. Küstahça mı buldunuz bu tarzı? Terbiyesice mi? Hayır, tüm efendiliğimle sizlerin arzularını sizin mantığınıza uygun gelenleri yerine getirdim işte; daha hala söyleyecek sözünüz varsa da bravo yani! Ama siz yine isteklerinizi iletmeye devam edin, ben hem sizi mutlu eder hem de bildiğimi okurum, üstelik bu ikisi aynı zamanda olur, ve siz de mutlu olursunuz ben de. Ama işin içinde ne kadar dürüstlük kalır ona söz veremem işte. Önemli olan istedikleriniz gerçekleşmesi değil mi? Tamam o zaman sorun yok, hepsi gerçekleşecek. Hep söylemişimdir, aldatılanın suçudur aldatmak; yalan söylenmişse birisine, hak etmiştir mutlaka, yoksa kimse durup dururken kendini yalanlar silsiletine sokmak istemez.
Benim beynimin içi böyle işte şu sıralarda. Benim satırlarım, sadece bana, sadece kendime, sadece kendimi sakinleştirmek için.. Sürekli "siz" demiş olsam da kimseye bir sesleniş, kimseye bir serzeniş sözkonusu değil. Yazıyorum işte öyle aklıma estiğince. Alınganlık kırılganlık malzemesi olacak şeyler değil bunlar kimseye. Niyeti öyle olanbilecekler neyse ki bu blogdan haberdar bile değiller.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)