25 Ekim 2008 Cumartesi

Daylight Saving Time

Tonight it's time to have a time travel! We'll all travel one hour to the past and save daylight somehow.Besides having sunlight in the mornings when we go for jogging instead of street lights, there are some records that daylight saving can cause a switch in birth order and can create legal loopholes.* Funny, isn't it? Turkiye didn't have any problems on increasing the age of a young boy to be able to execute, but somewhere else on the world, there are some laws fighting against an hour...

This image shows the times of sunrise and sunset in Greenwich for 2007. I think this is a nice material to understand the daylight saving time better:
What are the situations I also fight against an hour?

- Absolutely the time I'm going back to Turkiye... Not an hour but even a five-min. delay at my flight is enough to make me insane
- When I wait for a letter or postcard from anyone I love
- When I wait my mom to come back to home
- When I wake up at 5 in the morning for a meeting at 11. Especially at these situations, time is really stubborn not to flow

Of course, there are some more situations make me crazy when time doesn't flow, but these are the ones I count spontaneously...

And there are also sometimes I'd like to go backward for an hour:
- Right after an unsuccessful oratory exam, as I generally score an own goal...
- At the time I say good-bye to my lover, right after he/I take the bus/plane whatever..
- When I wake up =) I nearly always wanna sleep more and more as long as I don't have something making me excited.
- The minute I should get in the proffessor's office for an exam, as I nearly always have some more stuff to read.

Apart from all these, I personally doesn't have any idea if this daylight saving time has a realy efficiency on energy saving etc. But if you are interested, surely wikipedia has lots of information about this.

I also want to share some different ring-clock designs:


And here are my favorite swatch's:
* http://www.webexhibits.org/daylightsaving/b.html

24 Ekim 2008 Cuma

restrooms of 1st floor





Verimli geçirdiğim günlerde olduğu gibi, yine muzurluğumun doruklarındayım. Dün gece içtiği 2. biranın ardından koltuğumuza sızan Portekizli arkadaşa bir muzurluk yapamadım diye içimde kaldı ama bugün mutlaka bişiy yapmam gerekiyordu. İşte bugünkü muzuratım, 1.floor wc kapılarında =)

Verimli gün + kötü haber

Bugünü oldukça verimli geçirdim. Sabah koşuya gittik yine, gerçi koşmak yerine yürüdüm çünkü soğuk hava her ne kadar ayıltsa da insanı ,ciğerlere girince ağrı verebiliyor hastayken. Zaten bir yerden sonra ben oturdum Elena diğer köprüye kadar koştu, ama gelirken beraberinde altın dişli bir Kazak çocuk getirmiş. Önce arkadaşı sandım ama baktım bizimkinin yüzü bi garip, nerden çıktı bu dedim, meğer peşine takılmış. Tabii benim iki terslememle çocuk tabanları yağladı. Bu tür durumlardan sıyırlmayı beceremeyenlere şaşırıyorum...

Yürüyüş sonrası odaya geldiğimde öyle yorgun ve uykulu hissettim ki kendimi, hızlıca Ece'nin bugünkü yazısını okuyup bi de Mr. Rude nette mi diye bakıp hemen yatağa atladım, 11'e kadar uyudum, bi de Kuschel Rock müziklerini dizdim iTunes'a, uyurken dinlediğim müziğin türüne göre değişiyor rüyalarım..tatlı tatlı rüyalar gördüm sabah sabah...

Kalktım derse gittim, hoca CT başlamamış, sinirlendim. Neden bastıra bastıra CT olacak diyip erken başlarlar bilmem, 15 erken gidip sınıfta oturmayı sevmek zorunda mıyım? Grrr! Neyse bikaç duyuru yapmış hoca, arta kalan notları vardı tahtada. Şöyle ki;
Handouts:Tu
online
or @office
Arka sıradakilere sordum, çocuklardan biri tam cevap verecekken yanındaki kız , ki tavrından anlaşılan o ki seviglsi oluyor, atılıp "biz bilmiyoruz" dedi. Böyle uyuzlar bi tek bizim civarlarda var sanırdım, malum bunlar kıskanma özürlü insanlar oldukları için, hem şaşırdım kızın tavrına hem de sinir oldum. Bilmiyoruz diyceğine bari cevabı verseydi, ben zaten doğrudan bir kimseye sormamıştım ki. Uf neyse, anlamadım ne olduğunu, eve gelince baktım dersin web sayfasında da bişiy yok =/ Pazar günü diğerlerinden öğrenirim artık.

Hemen ardından nükleer fizik dersinin uygulamasına girdim. Hem ders hem de ödev soruları almanca olduğu için kuduruyodum ama asistan sonunda kabullendi kendisi için yaptığı tercümeyi bana da göndermeyi. Gelecek haftadan itibaren ben de ödevlerimi yapıcam yani. Asistan Georgia'lıymış, bu ülkeden de geçen hafta Frankfurt'a giderken bizimle gelen Eka sayesinde haberdar oldum, o da Georgia'lıydı. Rusya bu yaz çok feci bi operasyon gerçekleştirmiş bu ülkeye ama detayları araştırıp öğrenmeye vaktim olmadı henüz. Ptesinden sonraya saklıyorum...

Ve günün en sıkıntılı ama bi o kadar da güzel zamanı kozmoloji dersinin uygulaması oldu. Geçen koca bi sene boyunca kendime ne kadar haksızlık ettiğimi anladım. Bu seneki uygulama sınıfımda benim gibi Master öğrencileri var. Onların Bachelor'ı fizik mi astronomi mi bilmiyorum ama Emilio'nun "E bunu nasıl olsa biliyosunuz di mi" dediği konulara benim geçen sene verdiğim tepkileri verdiklerini görünce içim rahatladı. Bir de artık bu konularda da biraz bilgi birikimim olduğu için anlaya anlaya katıldım derse, hem de bugün Emilio'nun yaptığı genel tekrar Ptesi günü gireceğim sınavın konularını içerdiği için çok daha verimli oldu. A bi de dark matter galaksi kütlesinin %70 inden de fazlasını oluşturuyor diyorduk hep ama bugün biraz daha irdeledim de daha iyi yerleşti aklıma ama epeyi çokmuş yahu! Karanlık maranlık ama a3/p2 deki 3 kuvveti alt ediyor bi başına, gizli saklı işler çeviriyo adından da anlaşıldığı üzere.

İnternet dünyasının kişiselleşmesinde büyük rolü olan ve Web 2.0 dünyasının en yoğun şekilde kullanılan internet günlüğü (Weblog, Blog) servisi blogger.com‘a Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi 20.10.2008 tarih ve 2008/2761 sayılı kararı gereği erişim engellendi.

Servisin ana etki alanı blogger.com ile birlikte kullanıcıların günlüklerini yayınladıkları alt etki alanlarını barındıran blogspot.com etki alanına da erişim tüm alt etki alanları ile birlikte engellendi.
(http://www.ntvmsnbc.com/news/463683.asp)

Bu demek oluyor ki Gmail'ınızın reader ayarlarına girip okumak istediğiniz blogger veya blogspot sitesini subscribe etmediğiniz taktirde bu satırları okuyamıyosunuz Türkiye'de... Bilenler bilmeyenlere anlatsın...

23 Ekim 2008 Perşembe

Günün ilk yarısı

Bugün garip bir gün...

Sabah uyandığımda kabus gibi bir başağrısı yüzümün sağ tarafını felç etmek üzereydi. O kadar korktum ki anlatamam. Suratımdaki tüm kaslar çekiliyor gibiydi alnımda bir noktaya dokunsam enseme kadar her yerinde hissediyordum kafamın. Tabii insan korkunca daha da kasılıyor, kendimi sakinleştirmeye çalıştım, hemen bir kahve yaptım, bir de aspirin içtim... Yatağa geri girip yorganı kafama çekip bu ağrı geçene ya da yüzüme felç indiğine kesin karar verene kadar odada kalsam diye düşündüm ama sonra dışarısı ne kadar soğuk ve aydınlık olursa olsun çıkmalıyım dedim. Hem eğer bir terslik olursa dışarda olmak bu ülkede insana kolaylık sağlıyor, bunu bayıldığım zaman yardıma gelen insanlardan biliyorum. Neyse, bi şekilde aklıma başka şeyler getirmeye çalışarak sokağa attım kendimi, tabii soğuk biraz rahatsız etti ama şapkamı burnuma kadar indirince pek de sorun olmadı, böylece ışığı da kesti. 638'e yetişmek istemiştim ama olmadı, Stifsplatz'dan bindim ilk gelen otobüse, merkezde aldım soluğu... 623'ün gelmesine 15dk. vardı ama neyse ki bank boştu, geçip orda oturdum, yoksa o ağrı ve panikle korkudan bayılabilirdim, iyi oldu oturmak, etraftaki insalara odaklanmaya çalıştım, genellikle vakit daha hızlı geçiyor çünkü bunu yaparken, ve yine öyle oldu.. Üstelik 623'ü beklememe gerek kalmadan, bir peri arabası gibi nadir saatlerde geçmesine rağmen 621 geldi durdu önümde. Hemen atladım tabii..MPIfR'den bir profesör de otobüsteydi, sadece sima olarak tanıyorum kendisini ama yine de civarda bi tanıdık görmek iyi geldi. Sonra Maria derse CT mi başlıyordu diye hatırlamaya çalıştım geçen haftadan, sınıfın önündeki kahve makinasından siyah kahve mi alsam beyaz mı yoksa sütlü kahve mi diye düşündüm. Böyle şeylerle oyalayıp aklımı, sonunda ineceğim durağa geldim, kendimi derse attım. İlk başlarda gözümü açtığımda bile beynime işleyen ve sanki kafamın arkasında çıkacakmış gibi şiddetli bir sancı oluyordu ama Maria'yı dinlemeye çalıştıkça, konsantrasyonum arttıkça bi süre sonra farkettim ki kalmamış hiçbişiy, rahatladım...

Dersten sonra odama geçtim, hızlca bir mail check yapıp Einstein Cafe'ye gitmeyi planlıyordum ki odanın kapısını açtığımda hayretler içinde kaldım. Her zaman yüzüme vuran soğuk yerini çoook hafif bir ılıklığa bırakmıştı. En sonunda birisi tavandaki o pencereyi kapatmış, sevindim. Maillere bakarken tam da BBT'nin ilk bölümündeki sekiz yüz milyon saat süren "hi" faslını yaşadım. Koridorda dolanıp duran ayaksesinin kapının önünde durduğuğnu anladımsa da kafamı kaldırmadım, kimse ile muhattap olmak istemedim çünkü. Sanırım 2-3 dakikalık sessizliğin ardından bir "hallo" sesi geldi, aslında daha önce birlikte bir ders aldığımız "beautiful mind"lardan birisi kapıda duruyordu, bişiyler söyledi almanca, almanca bilmiyorum dedim ingilizce, "hi" dedi, "hi" dedim, sustu. "ııı, hi" dedi, "hi" dedim, durdu. "hi" dedi, "hiii" dedim, "ja, ja, hi, hı-hııı, ııı, hii!" dedi, "HI!!!" dedim, durdu bir nefes aldı, Holigrail projesinin öğrencisi olup olmadığımı sordu; master öğrencisiyim, odanın anahtarı var bende dedim, rutin bir kontrol yaptığını söyleyip odadan çıktı ama ayak sesleri en fazla 2-3 adım duyuldu, sonrasında ya durdu kaldı olduğu yerde ya da havalandı uçtu, bilemiyorum artık. İlk başta çok sinir bozucu gelen bu "hi"laşma merasimi daha sonra aklıma BBT gelince çok güldürdü beni.

Odamın ılık olduğunu keşfedince orda çalışabilirim diye düşünmüştüm ama acıktığımı farkettim. Aaa bi de midemi bozdum sanırım, gurul gurul ağrıyıp duruyordu, sabah da aç karnına aldığım aspirini hatırlayınca kesinlikle bu öğlen yemek yemeliyim dedim ve merkeze gittim. Birden kendimi H&M'in kasasında üstü beyaz yıldızlı siyah şemsiyenin parasını öderken buldum, o aşamaya nasıl geldiğimi bilmiyorum, muhtemelen Huri'nin işidir :)))

Döner mi yesem pizza mı diye düşünürken Pizza Hut'un o mükemmel salatası düştü aklıma, geçtim oturdum ama salata bar'ı göremedim. Meğer bu şubede yokmuş. Acaba Avrupa'da hiçbir Pizza Hut'ta yok mu yoksa sadece buraya has bir durum mu bilmiyorum. Koca pizzayı tek başıma yiyemeyeceğime göre, başlangıç ıvır zıvırlarından bişiy seçtim ama pizzacıya gidip de pizza yemeyenlere sinir olduğum kadar kendime de sinir oldum.

Karnım doyunca uykum geldi pek tabii ama nasıl olsa Einstein Cafe'de güzel bi kahve içer ayılırım diye çıktım dışarı, amanın buz gibi buzz... Einstein Cafe'nin önünden geçtim, hiç de içerisi sıcak gibi görünmüyordu, hele ki içerdeki insanların paltolarıyla oturmasına bakılırsa. Yeni yerler keşfederim diye düşünerek gezerken kendimi evin kapısını açarken buldum... Evet odamdayım, ısıtıcımı açtım, birazdan da kahvemi yapıcam... Süper, süper süper!

*BBT demişken, Men of CBS: Jim Parsons izlerken farkettim ki uzuuun zamandan beri ilk defa hoşuma gitmiş bir tv yıldızı. Adamın dizi dışındaki konuşma hali tarzı falan da çok sevimli. Ama şunu da biliyorum ki bu adamı başka bir diziyle başka bir rolde tanısaydım bu kadar sevmezdim. Demek ki neymiş? Adama değil, oynadığı role duyduğum sempatiymiş... Olsun yine de sevimli, sincap kılıklı bişiy... A sincap demişken, Doğukan geldi bak aklıma, naapıyo ki acaba, ne zamandır görüşmedik... Hmmm... peşine düşeyim... Yok yok şimdi kahvemi alıp derse geçeyim, sonra düşerim Doka'nın peşine :)

Efsane Geri Dönmüş!

13 Mayıs'da çekilmiş bu foto... 14'ünde de otobüse bindirmiştik. Hala göremedim... peh! Neymiş, efsane geri dönmüş. Hani nerde, hani?

* Soldan sağa doğru:
Zahide, Aysu, Witchie, Mithat, en önde de Efsane!